e-ISSN 2147-2475
Cilt : 11 Sayı : 3 Yıl : 2024

Hızlı Arama




RESPIRATORY CASE REPORTS - Respir Case Rep: 11 (3)
Cilt: 11  Sayı: 3 - Ekim 2022
OLGU SUNUMU
1.
İki Taraftan Bakış: Trakeoözafegeal Fistül
Viewing from both Sides: Tracheoesophageal Fistula
Oğuz Karcıoğlu, Serkan Uysal, Ulaş Kumbasar, Fuad Mustafayev, Ziya Toros Selçuk
doi: 10.5505/respircase.2022.29863  Sayfalar 116 - 118
Erişkinlerde malign olmayan trakeoözofageal fistüller genellikle entübasyon sonrası komplikasyonlar nedeniyle ortaya çıkar. Üç ay önce kafa içi kanama sonrası uzamış entübasyon nedeniyle trakeostomi ve beslenme sorunları nedeniyle gastrostomi öyküleri olan 80 yaşında kadın hasta tekrarlayan ateş ve yoğun kıvamlı sekresyon artışı nedeniyle başvurdu. Bilgisayarlı toraks tomografisinde saptanan şüpheli trakeoözofageal fistül (TÖF) bronkoskopi ve endoskopi ile doğrulandı. Bronkoskopide hem fazla şişirilmiş cuff hem de özefagus kasılmalarıyla açılıp kapanan TÖF izlendi. Ameliyata uygun bulunmayan hastaya stent yerleştirilmesi hasta yakınların tarafından kabul edilmedi. Hasta gastrostomi hattından jejunostomi kateteri gönderilerek ve reflüyü engellemek için en az 45 derece dik konumda tutulması önerileriyle taburcu edildi.
Non-malignant tracheoesophageal fistulas in adults often occur due to complications after intubation. We present an 80-year-old female patient who was consulted because of fever and increased thicky secretions that need frequent. An intracranial hemorrhage 3 months earlier led to her undergoing a tracheostomy and gastrostomy due to the resulting prolonged intubation and nutritional issues. Both bronchoscopy and endoscopy confirmed the presence of a tracheoesophageal fistula (TEF) detected on computed thorax tomography. In bronchoscopy, TEF, which was opened and closed by both over-inflated cuff and esophageal contractions, was observed. She was not a candidate for surgery, and her relatives declined an esophageal stent placement. We managed the case by sending a jejunostomy catheter through the gastrostomy tube and positioning at least 45 degrees to minimize the reflux.

2.
Nivolumab İlişkili Trakeaözefagial Fistül
Tracheoesophageal Fistula Associated with Nivolumab
Ayşe Bahadır, Sibel Yurt, Mehmet Akif Özgül, Muhammet Atıf Karagöl, Levent Arafat
doi: 10.5505/respircase.2022.70846  Sayfalar 119 - 122
Trakea ve özafagus arasında patolojik bir bağlantı olması trakea-özafagiyal fistül (TÖF) olarak adlandırılır, doğuştan veya bening ya da maling nedenlere bağlı sonradan oluşabilmektedir. TÖF, akciğer ve özefagus kanserlerinde kemoradyoterapi sonrası veya mediastinal invazyon nedeni ile gelişen, yüksek morbidite ve mortaliteye neden olan bir komplikasyondur. Son yıllarda Non-small cell akciğer kanseri (NSCLC) tedavisinde immun kontrol inhibitör (ICI) ilaçların kullanımının artışına bağlı nadir görülen yan etkiler ortaya çıkmakta ve olgu bazında bildirilmektedir. Yetmiş sekiz yaşında bir yıl önce NSCLC tansı ile sol pnömonektomi olan olgumuzda mediastene invaze kitlenin özafagusa basısına bağlı disfaji nedeni ile iki ay önce özafagusa stent uygulama ve nivolumab kullanım öyküsü vardı. Yatışının ilk haftasında hastada TÖF gelişti. Trakeaya stent yerleştirilmesi düşünülen olgumuz, masif hemoptizi gelişmesi nedeni ile eksitus oldu. Ayırıcı tanı sonrası ICI ilaça bağlı yan etki olarak TÖF geliştiği düşünüldü. Nadir bir yan etki olarak görülmesi nedeni ile olgumuzu literatür bilgileri ile sunmak istedik.
Tracheoesophageal fistula (TEF) is a pathological connection between the trachea and the esophagus that can be congenital or can develop in older ages as a result of benign or malignant causes. It develops as a result of mediastinal invasion or after chemoradiotherapy in lung and esophageal cancers, and is associated with high mortality and morbidity. TEF has been reported in the past to be a rare side effect of immune control inhibitor (ICI) drugs used for the treatment of non-small cell lung cancer, and several cases have been reported. A 78-year-old patient who underwent a left pneumonectomy after being diagnosed with NSCLC one year earlier had a history of esophageal stenting and Nivolumab use two months previously to relieve the pressure of a mediastinum mass invading the esophagus that was causing dysphagia in the patient. The patient developed TEF in the first week of hospitalization, which was thought to be a side effect of the ICI drugs. Our case, who was thought to place a stent in the trachea, died after developing massive hemoptysis. We present this case of the development of TEF to literature due to its rarity as a side effect of ICI drugs.

3.
Rotmund Thompson Sendromu: Aspirasyon Pnömonisi ile Prezente Olan Bir Olgu
Rothmund Thompson Syndrome: A Case Report Presenting with Aspiration Pneumonia
Halil İbrahim Yakar, Handan Inonu Koseoglu, Ahmet Cemal Pazarlı, Gökhan Aykun, Mustafa Parti, Hacer Kılınç
doi: 10.5505/respircase.2022.68736  Sayfalar 123 - 126
Rothmund Thompson Sendromu (RTS) oldukça nadir görülen bir sendromdur. İki klinik alt formu tanımlanmıştır: poikiloderma, ektodermal displazi ve jüvenil katarakt ile karakterize RTS-I formu ve konjenital kemik defektleri, çocuklukta artmış osteosarkom ve cilt kanseri riski ile karakterize RTS-II formudur. Burada sunulan hasta, kemik deformiteleri, cilt kanseri öyküsü ve gelişme geriliği nedeniyle RTS-II formu idi. Hasta, iki gündür başlayan nefes darlığı ve hırıltı şikayeti ile hastanemize başvurdu. Posteroanterior akciğer grafisinde ve toraks bilgisayarlı tomografide sağ akciğerde total atelektazi, özefagusda ileri düzeyde dilatasyon ve özefagus distalinde obstrüksiyon izlendi. Aspirasyon pnömonisi tanısıyla, antibiyoterapi, oksijen tedavisi ve destek tedavi başlandı. Tedavi altında iken, kanama bozukluğu nedeniyle alveolar hemoraji ve hematüri gelişti. Destek tedaviye rağmen çoklu organ yetmezliği (solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği, pansitopeni) gelişen hasta 8. günde exitus oldu. Olgu RTS hastalarında kanamaya eğilim ve aspirasyon pnömonisi gelişimine dikkat çekmek adına sunulmuştur.
In the few studies of Rothmund Thompson Syndrome (RTS) to date in literature, two clinical subforms have been identified: the RTS-I form, characterized by poikiloderma, ectodermal dysplasia and juvenile cataract; and the RTS-II form, characterized by congenital bone defects, increased risk of childhood osteosarcoma and skin cancer. We present here a case with the RTS-II form with bone deformities, history of skin cancer and growth retardation. The patient was admitted to our hospital with complaints of dyspnea for two days. Total atelectasis in the right lung and severe dilatation and obstruction in the distal esophagus were observed on a posteroanterior chest X-ray and thorax computed tomography, and antibiotherapy, oxygen therapy and supportive treatments were initiated after a diagnosis of aspiration pneumonia was made. Alveolar hemorrhage and hematuria developed during follow up due to bleeding disorder. Despite supportive treatment, the patient developed multiple organ failure (respiratory failure, renal failure, pancytopenia), and died on the 8th day of hospitalization. We present this case study to draw attention to the risk of bleeding tendency and aspiration pneumonia in RTS patients.

4.
İnsidental Bir Bronşiyal Atrezi Olgusu
A Case of Incidental Bronchial Atresia
Ayşe Baha, Ugurcan Balyemez
doi: 10.5505/respircase.2022.21298  Sayfalar 127 - 131
Bronşiyal atrezi nadir görülen bir durumdur. Radyolojik olarak genellikle perihiler kitle lezyonu ve periferal havalanma artışı şeklinde karşımıza çıkar. Yirmi dokuz yaşında asemptomatik erkek hastanın iş başvurusu sırasında yapılan sağlık taramasında çekilen akciğer grafisinde sağ perihiler kitle saptanmış. Kliniğimize başvuru öncesinde hastaya kontrastsız toraks tomografisi (BT) ve PET-CT çekilmiş. Fizik muayenesi normal olan hastaya kontrastlı toraks BT çektik, sağ santral kitle ve periferinde hava hapsi saptadık. Solunum fonksiyon testi normaldi. Bronkoskopide tüm bronşlar açıktı, sağ üst lob posterior segment girişinde küçük kör sonlanan orifis görüldü. Bu olguyu, radyolojik olarak kanser le karışabilmesi ve nadir görülmesi nedeniyle sunmak istedik. Kitle imajı ve periferik hava hapsi ile karakterize olan bronşiyal atreziye klinik ve radyolojik olarak tanı koyulabilir ve gereksiz invazif girişimlerden kaçınılabilir.
Bronchial atresia (BA) is a rare condition that appears radiologically as a perihilar mass lesion and increased peripheral aeration. A 29-year-old asymptomatic male patient was identified with a right perihilar mass during a routine medical examination linked to a job application. Before applying to our clinic, the patient had had undergone non-contrast thoracic CT and PET-CT. Physical examination was normal, while contrast-enhanced thorax tomography revealed a right central mass and signs of air trapped in its periphery. A pulmonary function test was normal. All bronchi were open on bronchoscopy, however a small blunt orifice was observed at the right upper lobe posterior segment entrance. We present this case due to it being a rare condition and the potential for confusion with cancer radiologically. BA with mass image and increased peripheral aeration on thorax CT can be diagnosed based on clinical and radiological findings, allowing unnecessary invasive interventions to be avoided.

5.
Böbrek Nakil Alıcısı Olan Bir Hastada Rhodococcus equi İlişkili Bakteriyemi ve Kaviter Akciğer Lezyonu: Nadir Bir Olgu Sunumu
Rhodococcus equi Related Bacteremia and Cavitary Lung Lesion in a Patient Receiving Renal Transplant: A Rare Case Report
Furkan Kangül, Handan Kangül, Hadice Selimoğlu Şen, Süreyya Yılmaz, Nurullah Uzuner
doi: 10.5505/respircase.2022.54366  Sayfalar 132 - 137
Rhodococcus equi is HIV pozitif ve organ nakil alıcısı olan immunsüpresif hastalarda özellikle tüberküloz ile sıklıkla karışan kaviter akciğer infeksiyonuna neden olan nadir bir etkendir. Altmış dokuz yaşında böbrek transplant alıcısı ve immünsüpresif tedavi alan erkek hasta 6 aydır devam eden kilo kaybı, öksürük ve hemoptizi semptomları olması üzerine dış merkeze başvurmuş. Çekilen bilgisayarlı tomografide sol akciğer alt lob üst segmentte kavite saptanmış. Malignite düşünülmesi üzerine PET-CT çekilmiş ve yüksek SUV-max tutulumu tespit edilmiş. Hasta hastanemize başvurduğunda mevcut şikayetleri devam etmekteydi. Alınan Bronkoalveolar Lavaj kültüründe ve kan kültürlerinde R. equi üremesi oldu. Hasta entübe edilerek mekanik ventilatör ile takip edildi. Kontrol ETA (endotrakeal aspirat) kültüründe A. baumannii üremesi oldu. Bunun üzerine tedaviye kolistin de eklendi. Hasta tedavisinin 23. gününde kolistine bağlı nefrotoksisite nedeniyle exitus oldu. Bildiğimiz kadarıyla bu olgu ülkemizde R. equi kaviter pnömonisinin R. equi bakteriyemisi ile birlikte görüldüğü ilk olgudur.
Rhodococcus equi is a rare cause of cavitary lung infection that is often mistaken for tuberculosis in immunosuppressed patients who are HIV positive and in organ transplant recipients. A 69-year-old male kidney transplant patient was admitted to an external healthcare center with complaints of weight loss, cough and hemoptysis that had started 6 months earlier. A computed tomography revealed a cavity in the upper segment of the left lung lower lobe, and a PET-CT revealed a high SUV-max uptake. Upon application to our hospital, the same symptoms were identified, along with R. equi growth observed in Bronchoalveolar Lavage and blood cultures. The patient was followed up with mechanical ventilator as intubated. Acinetobacter baumannii grew in the control ETA (endotracheal aspirate) culture on the 6th day of hospitalization, and he died subsequently on the 23rd day of hospitalization from colistin-induced nephrotoxicity. To the best of our knowledge this is the first case in which R. equi cavitary pneumonia has been seen together with R. equi bacteremia in our country.

6.
Üçüncü Trimester Gebede COVİD-19’ a Bağlı ARDS Gelişimi ve Başarılı Multidisipliner Olgu Yönetimi
Development of ARDS due to COVID-19 in a Pregnant Woman in the Third Trimester and Successful Multidisciplinary Case Management
İlker Yılmam, Pervin Hancı
doi: 10.5505/respircase.2022.43179  Sayfalar 138 - 142
Gebe hastalarda COVID-19 hastalığı, gebeliğin getirmiş olduğu fizyolojik değişiklikler nedeni ile daha ciddi seyredebilmektedir. Çoğu COVİD-19’lu gebe hastamız, hastane yatışına gerek duyulmadan ayaktan takip edilmekle birlikte, özellikle 3. trimesterde artan immünsupresyon, hastanın aşısız olması gibi risk faktörleri varlığında, olgumuzda olduğu gibi COVİD-19 enfeksiyonu hızlı progresyon gösterip solunum yetmezliğine neden olabilir. Gebeliğinin 3. trimesterinde olan hastamızın yatışının 3. gününde COVİD-19 pnömonisine bağlı yoğun bakım ihtiyacı göstermesi üzerine multidisipliner bir yaklaşım ile önce acil doğum operasyonu gerçekleştirildi ve hasta postop yoğun bakım ünitesinde mekanik ventilasyonda takip edildi. Hastamızı, gebeliğinin 3. trimesterinde ciddi seyreden COVİD-19 hastalığına bir örnek teşkil etmesi nedeni ile sunmak istedik.
The course of COVID-19 disease may be more severe in pregnant patients due to the physiologic changes induced by pregnancy. Although most pregnant patients with COVID-19 are followed up as outpatients, requiring no hospitalization, COVID-19 infection, especially in the presence of risk factors such as increased immunosuppression in the third trimester and lack of vaccination, can progress rapidly and lead to respiratory failure, as in our case. Our patient was in the third trimester of her pregnancy, and required intensive care due to COVID-19 pneumonia on the third day of hospitalization, and an emergency delivery was performed initially with a multidisciplinary approach. The patient was then followed up in the respiratory intensive care unit under mechanical ventilation. Our patient is a remarkable example of severe COVID-19 disease in the third trimester of pregnancy.

7.
COVID-19 Pandemisinde Buzlu Cam Ayırıcı Tanısı: Bir Olgu Sunumu
Ground Glass Opacities Differential Diagnosis in COVID-19 Pandemic: A Case Report
Ceren Degirmenci
doi: 10.5505/respircase.2022.44711  Sayfalar 143 - 146
Pandemi, doktorların tüm viral pnömonileri birinci ön tanı olarak COVID-19 olarak değerlendirmeye yatkın hale getirmiştir. COVID-19'un kesin tanısı, pozitif bir RT-PCR testi ile konur, ancak bazen RT-PCR test sonuçları negatif olan, fakat COVID-19'u gösteren toraks BT bulguları olan olgular da vardır. Bu nedenle, COVID-19 tedavilerinden fayda görmeyen hastalarda ayırıcı tanıda immünsupresif sebeplerin ve diğer viral pnömonilerin araştırılması çok önemlidir. Buzlu cam opasiteleri ayırıcı tanısında HIV enfeksiyonu saptanan bir olgu sunulmuştur.
The pandemic has predisposed all healthcare professionals to assess all viral pneumonia cases preliminarily as COVID-19, with a definitive diagnosis of COVID-19 made on the basis of a positive RT-PCR result. Occasionally, however, there are cases with negative RT-PCR test results both with thoracic CT findings indicative of COVID-19. It is thus very important to consider immunosuppressive conditions and other viral types of pneumonia in the differential diagnosis in patients who do not seem to respond to COVID-19 treatments. We present her a case of HIV infection identified in a differential diagnosis of ground glass opacities.

8.
COVİD-19 Pnömonisi Sonrası Progresyon ile Tanı Alan İdiopatik Pulmoner Fibrozis Olgusu
A Case of Idiopathic Pulmonary Fibrosis Diagnosed with Progression Post-COVID-19 Pneumonia
Ayşegül Pehlivanlar, Tevfik Özlü
doi: 10.5505/respircase.2022.24540  Sayfalar 147 - 151
Hastanın COVİD-19 geçirdikten sonraki akciğer tomografisinde bilateral fibrotik odaklar mevcuttu. İki ay sonraki başvurusu tomografisi ile karşılaştırıldığında fibrotik odakların bal peteği lezyonların öncülü olduğu ve COVİD pnömonisi sonrası olağan interstisyel pnömoni (UİP) paterninin meydana geldiği görüldü. COVİD-19 öncesi dispnesi olan ancak interstisyel akciğer hastalığı tanısı almayan hastada mevcut lezyonların UİP öncü lezyonları olduğu ve hastalık döneminde fibroblast aktivitesinin artışı ve fibrotik yolakların tetiklenmesi ile beraber progresyon gösterdiği düşünüldü. Hasta idiopatik pulmoner fibrozis (IPF) olgusu olarak değerlendirildi. Uzun dönem kontrollerde antiinflamatuvar tedaviler ile rahatlamayan ilerleyici fibrozis saptanan COVİD-19 hastalarında eğer UIP görünümü gelişmiş ise mutlaka İPF olasılığının düşünülmesini ve bu yönü ile hastaların COVİD-19 öncesi klinik ve radyolojik bulgularının erken IPF açısından araştırılmasını öneriyoruz.
A chest tomography taken after COVID-19 revealed bilateral fibrotic foci areas, and two months later it was seen that they had been precursors to honeycomb lesions, and that the usual interstitial pneumonia (UIP) pattern associated with post-COVID pneumonia had occurred. It was noted that the fibrotic lesions in the left lung were already present before the disease. The lesions present in the patient, who had dyspnea pre-COVID-19 but had not been diagnosed with ILD, were considered to be UIP precursor lesions that progressed with the increase in fibroblast activity and the triggering of fibrotic pathways in the course of the disease. The patient was thus diagnosed with Idiopathic Pulmonary Fibrosis (IPF). We suggest that if a UIP appearance develops in COVID-19 patients with progressive fibrosis that is not relieved by anti-inflammatory treatments in long-term examinations, the possibility of IPF should be considered, and so the clinical and radiological findings of patients’ pre-COVID-19 should be investigated for the early identification of IPF.

9.
COVID- 19 Ayırıcı Tanısında Metanol İntoksikasyonu
Methanol Intoxication in the Differential Diagnosis of COVID-19
Emine Afşin, Furkan Küçük, Melike Elif Kalfaoğlu
doi: 10.5505/respircase.2022.71542  Sayfalar 152 - 155
Metanol intoksikasyonunda merkezi sinir sistemi bulguları ön planda olsa da akciğerler de etkilenmektedir. Literatürde otopsi olgularında akciğer bulguları tariflenmekte olup klinik olgulara rastlanmamıştır. Olgumuz, radyolojik olarak akciğer ödemi varlığı olması ve COVID-19 ayırıcı tanısında yer alması nedeniyle sunulmaktadır.
Although central nervous system findings are prominent in methanol intoxication, the lungs are also affected. There have been several studies in literature describing autopsy-based lung findings, while there have been no clinical cases reported on to date. We present here a case identified radiologically as pulmonary edema that was included in the differential diagnosis of COVID-19.

10.
COVID-19’a Bağlı Diffüz Alveoler Hemoraji: Olgu Sunumu
COVID-19-Associated Diffuse Alveolar Hemorrhage: A Case Report
Gülbahar Darılmaz Yüce, Dorina Esendağlı, Koray Hekimoğlu, Merih Tepeoğlu, Müşerref Şule Akçay
doi: 10.5505/respircase.2022.66587  Sayfalar 156 - 159
Diffüz alveoler hemoraji, öksürük, hemoptizi, yaygın pulmoner infiltratlar, anemi ve hipoksemik solunum sıkıntısı ile karakterize bir sendromdur. Etyolojisinde akciğer enfeksiyonları da rol oynamaktadır. Enfeksiyon riski nedeniyle COVID-19 hastalarında bronkoskopi kullanımının kısıtlanması, diffüz alveoler hemorajinin COVID-19’da yeterince tanınamamasına neden olmaktadır. Burada SARS-CoV-2 bağlamında laboratuvar, radyolojik ve bronkoskopik olarak diffüz alveoler hemoraji kanıtı olan 35 yaşındaki hastada SARS-CoV-2 için nasofarengeal sürüntü polymerase chain reaction (PCR) testi negatif saptanmış, COVID-19 tanısı bronş lavajı ile konulabilmiştir. Yüksek enfeksiyon riski nedeniyle pandemi döneminde bronkoskopi kullanımının kısıtlanması, SARS-CoV-2 PCR testi negatif immünsupresif hastalarda COVID-19 tanısının yanlışlıkla dışlanmasına veya SARS-CoV-2 PCR pozitif hastalarda diffüz alveoler hemoraji ve sekonder enfeksiyon gibi durumların yeterince tanınamamasına neden olmaktadır.
Diffuse alveolar hemorrhage is a syndrome characterized by cough, hemoptysis, diffuse pulmonary infiltrates, anemia, and hypoxemic respiratory distress, and lung infections also play a role in its etiology. The restricted use of bronchoscopy in COVID-19 patients due to the risk of infection has led to the poor recognition of diffuse alveolar hemorrhage in COVID-19. We present here the case of a 35-year-old patient with laboratory, radiological and bronchoscopic evidence of diffuse alveolar hemorrhage who was diagnosed with COVID-19 by bronchial lavage. The restrictions on the use of bronchoscopy during the pandemic due to the high risk of infection has led diagnoses of COVID-19 to be mistakenly excluded in immunosuppressive patients with a negative SARS-CoV-2 polymerase chain reaction test, and the under-recognition of conditions such as diffuse alveolar hemorrhage and secondary infection in patients with a positive SARS-CoV-2 PCR.

11.
COVID-19 ile İlişkili Plevral Ampiyemin Yönetimi
Management of COVID-19-Associated Pleural Empyema
Sevinc Citak, Mustafa Vayvada, Murat Ersin Çardak, Gonca Geçmen, Erdal Tasci, Kaan Kirali
doi: 10.5505/respircase.2022.54522  Sayfalar 160 - 164
Son derece bulaşıcı ve hızla yayılan koronavirüs 2 (SARS-CoV 2) hastalığı, potansiyel olarak ölümcül bir hastalık olan şiddetli akut solunum sendromuna neden oldu. Akut miyokard enfarktüsü nedeniyle koroner arter baypas ameliyatı olan hastada ameliyat sonrası erken dönemde koronavirüs 2 (SARS-CoV-2) pnömonisine bağlı akut solunum yetmezliği gelişti. Hastaya mekanik ventilatör (MV) ve V-V (veno-venöz) ECMO (Ekstrakorporeal Membran Oksijenasyonu) desteği verildi. Takipte pnömotoraks, uzamış hava kaçağını takiben ampiyem ve plevral kalınlaşma gelişmesi nedeniyle dekortikasyon uygulanan olguyu sunduk.
The highly contagious and rapidly spreading coronavirus 2 (SARS-CoV 2) has been associated with the development of severe acute respiratory syndrome, a potentially fatal disease. A patient who underwent coronary artery bypass surgery for an acute myocardial infarction developed acute respiratory failure due to coronavirus 2 (SARS-CoV-2) pneumonia in the early postoperative period. The patient was placed on mechanical ventilation (MV) and V-V (veno-venous) ECMO (Extracorporeal Membrane Oxygenation) support. Here we discuss the application of decortication in the patient due to the development of pneumothorax and prolonged air leak empyema in the follow-up, and the subsequent development of pleural thickening.

12.
Göğüs Cerrahisinin Nadir Bir Komplikasyonu Olan Akciğer Hernisi: Olgu Serisi
Lung Hernia as a Rare Complication of Thoracic Surgery: A Case Series
Serkan Bayram, Mustafa Akyıl, Deniz Gürer, Pelin Erdizci, Aysun Kosif, Ayse Eece Yucel, Çağatay Saim Tezel, Volkan Baysungur
doi: 10.5505/respircase.2022.26032  Sayfalar 165 - 169
Sunulan bu olgular, cerrahi işlemler sonrası göğüs duvarındaki bir defektten akciğer hernisi olabileceğini göstermeyi amaçlamıştır. Şubat 2009 ile Haziran 2017 arasında, ameliyattan sonra öksürük ve göğüs duvarında gözle görülür şişlik gelişen dört hasta incelendi. Akciğer hernisi, göğüs cerrahisinden ziyade en sık travmaya bağlı görülen nadir bir durumdur. Olgularımızda iki torakotomi, bir VATS ve bir tüp torakostomide herniasyon görüldü. Olguların tamamı interkostal yerleşimliydi. Pnömotoraks riski taşıyan bir hasta dışında tüm hastalar iki hafta baskılı pansuman ile takip edildikten sonra ameliyat edildi. Metotreksat kullanan bir hasta dışında postoperatif komplikasyon görülmedi. Bu hasta miyoplasti sonrası komplikasyonsuz olarak taburcu edildi. Akciğer hernisi göğüs cerrahisinin nadir görülen bir komplikasyonudur ve daima akılda tutulmalıdır. Semptomatik cerrahi sonuçları ağrı ve kozmetik nedenler açısından cesaret vericidir.
The four cases presented here reveal the possibility of herniation in the lung from defects in the chest wall following surgical procedures. A review was made of four cases who developed cough and a visible swelling of the chest wall after surgery between February 2009 and June 2017. Lung hernia is a rare condition that is most commonly associated with trauma rather than thoracic surgery. In the four presented cases, the herniation occurred following thoracotomies in two cases, VATS in one case and tube thoracostomy in one case. All cases had an intercostal localization. Aside from one patient who was at risk of pneumothorax, all patients were operated after being followed up with a pressure dressing for two weeks. No postoperative complications occurred other than in one patient who was using methotrexate, and this patient was discharged without complications after myoplasty. Lung herniation is a rare complication of thoracic surgery and should always be kept in mind. Symptomatic surgery results are encouraging from the perspectives of pain and aesthetics.

13.
Posterior Mediastenin Nadir Bir Tümörü: İyi Diferansiye Liposarkom
A Rare Tumor of the Posterior Mediastinum: Well-Differentiated Liposarcoma
Gözde Kalbaran Kısmet, Oguzhan Okutan, Seda Mazmanoğlu Atılman, Ismail Yılmaz
doi: 10.5505/respircase.2022.24650  Sayfalar 170 - 175
Liposarkom erişkinlerde en sık görülen yumuşak doku sarkomlarından biridir; genellikle alt ekstremitelerde ve retroperitonda ortaya çıkar. Miksoid, iyi diferansiye, farklılaşmamış (dediferansiye) ve pleomorfik olmak üzere çeşitli histolojik alt tipleri vardır. Mediastenden kaynaklanan liposarkomlar son derece nadirdir. Bu tümörler genellikle yavaş büyürler ve asemptomatik kalırlar ancak büyük boyuta ulaşıp komşu yapılara bası yaptığında semptomatik olabilirler. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme tanı için faydalı veriler sağlar. Kesin tanı için doku biyopsisi gereklidir ve tanısı tipik patolojik özelliklere dayanır. Kemoradyoterapiye duyarlı olmadığından tam cerrahi rezeksiyon birinci basamak tedavi seçeneğidir. Nüks oranı yüksek olduğundan uzun süreli takip yapılmalıdır. Bu yazıda öksürük şikayeti ile başvuran primer mediastinal liposarkomlu 56 yaşında kadın olgu nadir görülmesi sebebiyle sunuldu.
Liposarcoma is one of the most common forms of soft tissue sarcoma in adults, and usually occurs in the lower extremities and retroperitoneum. It has several histological subtypes, including myxoid, well-differentiated, dedifferentiated and pleomorphic. Liposarcomas originating from the mediastinum are extremely rare, and usually grow slowly and remain asymptomatic, but may become symptomatic when they become large enough to press on the adjacent structures. Computed tomography and magnetic resonance imaging provide useful data for diagnosis, while tissue biopsy based on typical pathological features is required for a definitive diagnosis. Complete surgical resection is the first-line treatment option as it is resistant to chemoradiotherapy. Due to the high risk of recurrence, long-term follow-up should be continued. We present here the rare case of a 56-year-old female patient with primary mediastinal liposarcoma who presented with a complaint of cough.

14.
Metastatik Kanseri Taklit Eden Osseöz Sarkoidoz Olgusu
A Case of Osseous Sarcoidosis Mimicking Metastatic Cancer
Tuğba Akkale, Gülden Sarı, Adem Koyuncu, Ceprail Şimşek
doi: 10.5505/respircase.2022.14892  Sayfalar 176 - 179
Kronik granülomatoz multisistem bir hastalık olan sarkoidoz sıklıkla akciğer, lenf nodları, cilt ve göz tutulumları ile seyreder. Nadir olarak kemik tutulumları da görülür. Tüm kemikler etkilenebilir ancak en sık el ve ayak parmakları gibi kısa kemikleri tutar. Vertebra tutulumu ise daha nadirdir. Asemptomatik seyirli olması nedeni ile kemik tutulumları genellikle tesadüfen tespit edilir. Yedi yıl önce pulmoner sarkoidoz tanısı alan ve yeni gelişen bel ağrısı şikayeti nedeniyle kliniğimizde tekrar değerlendirilen 62 yaşında bir osseöz sarkoidoz olgusu sunduk.
Sarcoidosis is a chronic granulomatous multisystem disease that often progresses with lung, lymph nodes, skin and eye involvement, while bone involvement may occur more rarely. All bones can be affected, however, although the short bones, such as fingers and toes, are the most commonly affected, while vertebral involvement is rare. Bone involvement is usually determined incidentally due to the asymptomatic course of the disease. We present here the case of a 62-year-old female osseous sarcoidosis case who was diagnosed with pulmonary sarcoidosis seven years earlier and re-evaluated in our clinic due to recently developed low back pain.

15.
Tekrarlayan Pnömoni ile Seyreden Endobronşiyal Sarkoidoz Olgusu
A Case of Endobronchial Sarcoidosis with Recurrent Pneumonia
Betül Doğan, Ceyda Anar, Süheyla Uygur, Muzaffer Turan, Bunyamin Sertogullarindan, Ebru Cakir
doi: 10.5505/respircase.2022.37108  Sayfalar 180 - 184
Sarkoidoz etiyolojisi bilinmeyen, kronik, multisistemik nonkazeifiye granülomatöz bir hastalıktır. Tanısı, klinik ve radyografik bulguların birlikteliğine, tipik granülomların gösterilmesine dayanır ve çoğu zaman diğer granülomatöz hastalıkların dışlanmasıyla konulabilir. Akciğer tutulumu %90 oranındadır. Sarkoidozda akciğer tutulumu sıklıkla parankimal hastalık şeklindeyken, nadiren endobronşiyal kitle şeklinde tutulum görülebilir. Yaklaşık 3 yıl önce sarkoidoz tanısı konan ve tedavisiz izlemde olan olgumuza son bir yıl içinde aynı lokalizasyonda üç kez tekrarlayan pnömoni öyküsü olması nedeniyle bronkoskopi yapıldı. Bronkoskopide endobronşiyal lezyon görülüp alınan biyopsisinde granülomatöz inflamasyon saptanan hastada klinik, radyolojik bulgularla progresif sarkoidoz düşünüldü ve steroid tedavisi başlandı. Aynı lokalizasyonda tekrarlayan pnömoni ile gelen ve endobronşiyal tutulum gözlenen sarkoidoz olgusunu, endobronşiyal kitle lezyonların ayırıcı tanısında sarkoidozu vurgulamak için sunduk.
Sarcoidosis is a chronic, multisystem and non-caseating granulomatous disease of unknown etiology. Its diagnosis is based on a combination of clinical and radiographic findings and the demonstration of typical granulomas, and can often be made based on the exclusion of other granulomatous diseases. There is lung involvement in 90% of cases, often in the form of parenchymal disease, while involvement in the form of an endobronchial mass is a rarer condition. Our patient underwent bronchoscopy after being diagnosed with sarcoidosis around 3 years earlier, and was followed up without treatment due to a history of pneumonia that had recurred three times in the same localization in the previous year. An endobronchial lesion was identified on bronchoscopy, while a biopsy revealed granulomatous inflammation. Progressive sarcoidosis was considered based on the clinical and radiological findings and the patient was started on steroid treatment. We present this study of a case of sarcoidosis with recurrent pneumonia in the same localization and endobronchial involvement to emphasize the need to consider sarcoidosis in the differential diagnosis of endobronchial mass lesions.

16.
Yazar İndeksi
Author Index

Sayfalar 185 - 186
Makale Özeti |Tam Metin PDF

17.
Hakem İndeksi
Reviewer Index

Sayfa 187
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale